Waldorf Pedagojisinin temelinde Rudolf Steiner’in eğitim sanatı düşüncesi yatar demek yanlış olmaz. Ne de olsa, her çocuk yuvasında, her okulda bu eğitim sanatını yerinde ve zamanında gerçekleştirenler eğitmenler ve öğretmenlerdir. Bu eğitim sanatının her yuvada, her okulda, her ülkede kendine özgü bir havası ve gerçekleştirme biçemi vardır. Koşullar ve yaşamın yüklediği görevler ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya değişir, böylece her okul birliği kendine özgü biricik biçimini kazanır. Ama yine de bunlar Waldorf çocuk yuvaları, Waldorf okullarıdır, çünkü aynı ruhtan ve tinsel birlikten etkilenmiş ve esinlenmişlerdir.

Waldorf eğitimi, olgunlaşan çocuğun gelişimine bağlı ihtiyaçlarını izlemeye ve yanıtlamaya çalışır. Okul öncesi dönemde ağırlık duyusal gelişimde ve fantezi dolu bedene bağlı ve yapılandırıcı oyunlardadır. İlkokul çağında kendi başına öğrenmenin uyarılması ve desteklenmesi, içsel bir yaşantı ve bellek hazinesinin kurulmasındadır. Gençlik döneminde ise ağırlık, bağlantıların kavranmasında ve toplumsal, mesleki yetkinliklerin kazanılmasındadır. Kısacası eğitim yolu,  yapıp etme üzerinden yaşamaya ve dünyanın kavranmasına doğru uzanır.

Waldorf eğitiminin kılavuz düşüncesi, çocuğun iki temele dayanarak öğrendiği ve kendini geliştirdiğidir. Biri kendi varlığından kaynaklanan, doğuştan getirdiği öğrenme isteği, diğeri bu öğrenme isteğini yönlendiren insani ortamın uyaranları ve desteğidir. Hiçbir insan, iki ayağı üzerinde dik yürüyen insanlar tarafından uyarılmamış olsa, bu dik yürümeyi öğrenemezdi. Hiçbir insan çevresinde konuşan insanları işitmese, dili öğrenemezdi. Bu örnek ile öğrenme iradesi arasındaki ilişki, çocuğun küçükken varoluşu dolayısıyla erişkinler dünyasına imrenerek bakması ve uyarılmaya izin vermesi, okul çocuğunun ruhsal bir örnekte yönünü bulmak istemesi ve genç insanın tinsel imgelere dayanarak değer yargılarına göre davranışlara uyarılması gibi değişimler yaşar.  Ama hepsinin temelinde, birlikte getirdiği yetileri kendi faaliyetleri üzerinden yeteneklere dönüştürme itisi yatmaktadır. Böylece insan kendisi olur.

 

Sanatla Eğitim

Waldorf Okullarında sanatın eğitim aracı olarak özel bir önemi vardır. Sanatsal faaliyet fantezi ve yaratıcılığı teşvik eder ve kalite duygusunu geliştirir. Bir yandan daima duyusal bir aracı (renkler, biçimler, tonlar, sesler vbg) olarak, öte yandan duyusal olmayan bir biçimlendirme isteğinin dışa vurumu olarak saf duyusal görüntülerin ötesine geçer. Bu nedenle, insanın duyusal ve tinsel doğası arasındaki en iyi aracıdır. Aynı zamanda çocuksu oyunla erişkinin işi arasında denge sağlar. Rudolf Steiner “Pedagoji ve Sanat” adlı yazısında şöyle diyor: “Eğitim ve öğretim uygulamalarında ideal, oyunun yaşamın yegane ruhsal içeriği olduğu süre boyunca, çocukta öğrenme duygusunu oyun oynarkenki ciddiyetinden yararlanarak uyandırmaktır.  Bu gerçeğe nüfuz etmiş bir eğitim ve öğretim uygulaması, sanata hak ettiği yeri verecek ve yeterince alıştırma yapılması ve geliştirilmesi için çaba gösterecektir.” Nasıl resimsel deneyimleme sonra kavramsal anlayışa dönüşüyorsa, sanatsal faaliyet de zekayı destekler. “Çocuğun sanatsal faaliyetleri sonucu zeka gelişimindeki ilerlemeyi gören biri, ilk okul çağında sanat derslerinin ne kadar önemli olduğunu bilerek, sanata hak ettiği yeri verecektir.”

Friedrich Schiller insanın estetik eğitimi üzerine yazdığı mektuplarında bu konuda şöyle der:

Duyusal insanı önce akıllı yapmaktan başka çıkar yol yoktur, sonra onu estetik yapmak da olanaklıdır.

Waldorf Okulunun kuruluşu sırasında sanatın eğitimdeki yeri henüz azdı, ama son yirmi otuz yılda Steiner’in görüşleri doğruluğunu çeşitli biçimlerde kanıtlamıştır. En iyi araştırılan ve belgelenen sanat dalı, zeka gelişiminde ve özellikle toplumsal yetkinliğin geliştirilmesinde müziğin rolü olmuştur. Amerikalı Daniel Goleman “Emosyonel Zeka” adlı çok satan kitabında, günümüz şiddete eğilimli toplumlarında insanın duygusal eğitiminin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu emosyonel zekayı yapılandırmak için, daha yüksek algılama yeteneği, stil ve kalite duygusu ile bireysel ifade isteğinin teşvik edilmesi etkin ögelerdir ve bunlar her yaş grubunda farklı ağırlık noktalarına göre uygun sanat faaliyetleri sayesinde gelişirler.

 

Sanat Olarak Eğitim

Rudolf Steiner, eğitim sürecini bir sanatsal süreç olarak görür ve öğretmeni sanatçı olarak anlar. Çeşitli durumlarda bir ders saatinin nasıl biçimlendirileceği (konu, yaş, sınıfın durumu, zaman, yer, araçlar vbg) sanatsal bir sorundur ve yaratıcı yetenek ile zihinsel ve ruhsal uyanıklık ister. Çocukları doğru biçimde kendi faaliyetleri üzerinden öğrenmeye teşvik edecek biçimde bir saati, bir günü, bir blok dersi ve bir dönemi nasıl biçimlendirmeliyiz? Öğretmen çocuğun gelişimini ancak sanatsal bir anlayışla ona refakat ederek sağlar; zira her sistematik olgu bireyi biçimlenme dönüşümünde kısıtlar ve ona hakkını veremez. Sanatsal yanı olmasa, Waldorf eğitimi de dogmatik ve tutucu hale gelebilirdi.  Her an hem olmuş olana hem de gelecekteki olasılıklara bakmak gerekir. Duyarlı algılama yeteneği, fikir zenginliği ve bir kerelik olana anlayış gösterme, pedagogun sanatsallığı için önkoşullardır. Oluşum halindeki özgür varlığa saygı ve özen gösterme, genel geçer eğitim araçlarından vazgeçmeyi gerektirir; örneğin çok erken yaşlarda teknik araçlar kullanmaktan kaçınmalıdır, çünkü çocuğun kendi faaliyetini ve kendi deneyimlerini felce uğratır ve edilgen tüketime yöneltir. Oysa, çocuğun ileride bilgisayarla sorumlu biçimde çalışmasını sağlamak için neler yapmalıyım, diye düşünmelidir. Zira öz faaliyet ve fantezi ancak dışsal yetersizlikten, mükemmel olmayandan uyarılır, çünkü insanın içinde tamam olmayanı tamamlama güdüsü vardır. Bu hem oyuncaklar için, hem de derste oluşturulan defter ve kitaplar için geçerlidir. Ama mükemmel araçlar, çocuğun kendi fantezisine oyun alanı bırakmazlar.

Buna göre bir Waldorf Okulu ancak kendisine içinde bulunduğu toplumsal, kültürel ve yerel çevreyle uyum içinde bir  yaşama alanı yaratırsa gelişebilir. Temelde bir standarda göre değil, bireysel girişimle kurulur ve bulunduğu ortama uyum sağlayarak gelişir.

 

Eğitici Kişilik

Eğitim sürecinde her zaman önemli olan verimli karşılaşmadır. Demek ki eğitici kişinin niteliği, öncelikle karşılaşmaları ve bununla da ilişkileri birebir sağlama ve biçimlendirmede ne kadar yetenekli olduğuna bağlıdır.

Bu karşılaşmaların tümünün hedefi, özünde değişmez ve hiçbir başka varlıkla karşılaştırılamaz olan varlığa, kendini o yaşta, o toplumsal ortamda ve o zamanda kendi başına ve bağımsız biçimde rahatça ortaya koyabilmesini sağlamak için nasıl hizmet edebilirim, olmalıdır. Bu nedenle eğitici kişiden, bütün bu olgularla  kendisinin canlı bir ilişki içinde bulunması beklenir. Gerçekten çağdaş bir insan olmaya, modern dünyayı büyük anlayışla karşılamaya çaba göstermeli, toplumsal gelişim süreci ve yaş dönemlerine bağlı gelişim aşamaları için kavrayış geliştirmeli ve her çocuğun içinde saklı ve dokunulmaz özgür varlığa saygı duymalıdır. Bunların tümü de eğitmenler kendilerini sürekli eğittikleri takdirde olanaklıdır.

Öğretmen, küçük ya da büyük işlerde, her şeyde girişimci ruhu olan insandır.

Öğretmen, bütün dünyaya ve insan varlığına ilgi duyan insandır.

Öğretmen, sahici olmayan bir şeyle asla taviz vermeyen bir insandır.

Öğretmen, kurumamalı ve ekşimemelidir yani düş gücü ve enerji sahibi olmalıdır.

Böylece, seksen yıldan daha eski bir eğitim sisteminin hala güncel olup olamayacağı sorusuna, bu pedagoji, eğitmenleri ne kadar gençse, o kadar gençtir, şeklinde yanıt verebiliriz. Çünkü bu pedagoji, her an ruhsal-tinsel karşılaşma içinde verimli olarak biçimlendirilmekte, her gün yeniden gerçekleştirilmektedir. 

( Bu yazı Tarhan Onur tarafından çevrilmiştir. Yazının tamamına https://egitimsanatidostlari.org/waldorf-pedagojisinin-temelleri/ bölümünden ulaşabilirsiniz.)

Tags:

Comments are closed